Muhammed b. Abdilvvehhâb, üzerinde yoğun spekülasyonlar olan bir isimdir. Kimileri onu Kur’ân ve sünnet eksenli bir hareketin imamı olarak kabul ederken, kimilerince ehl-i sünnet yolundan sapmış biri olarak görülür ve başlattığı hareket “Vehhâbîlik” diye isimlendirilir. Aşağıda, bugün Suudi-i Arabistan’ın en yüksek dini mevkisinin başında bulunan Bin Bâz’ın 1965 yılında el-Câmiatu’l-Islâmiyye rektör vekili iken Muhammed b. Abdilvehhâb’la ilgili verdiği konferans yer almaktadır. Bu konferans Ibn Abdilvehhâb’ı bir müceddid olarak takdim ederken, -bu ülkede türbe vb. yerlere karşı gösterilen katı tutumu hazırlayan sebepler gibi- Suudi-i Arabistan gerçeğiyle ilgili bazı ipuçlarını da içinde saklamaktadır. Konferans sahibinin bazı yaklaşımları ise -hiç şüphesiz- okuyucuya garip gelecektir: Suud ailesinin Muhammed b. Abdilvehhâb’la birlikte yürüttüğü bölgeye hakim olma mücadelesini sadece Kur’ân ve sünneti hakim kılma çabası olarak görmesi, bu bağlamda Türkler ve Mısırlılarla yürütülen mücadeleyi hakla batılın savaşı olarak değerlendirmesi gibi. Hanedan idaresine övgülerine bakılacak olursa, Bin Bâz’ın yönetim tarzıyla ilgili her hangi bir kaygısının bulunmadığı anlaşılacaktır. Burada ilk önce, konferans sahibi Bin Bâz’la ilgili bilgi verilecek, ardından da konferansın tercümesi sunulacaktır:
Allah Teâlâ, belli şartlar oluştuğu taktirde, kocanın karısını dövmesine müsaade etmiştir. Bu şartlar, âyetlerle ve Peygamberimizin sözleriyle açıklanmıştır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: الرِّجَالُ قَوَّامُونَ عَلَى النِّسَاء بِمَا فَضَّلَ اللّهُ بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَبِمَا أَنفَقُوا مِنْ أَمْوَالِهِمْ فَالصَّالِحَاتُ قَانِتَاتٌ حَافِظَاتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ اللّهُ وَاللاَّتِي تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَاهْجُرُوهُنَّ فِي الْمَضَاجِعِ وَاضْرِبُوهُنَّ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلاَ تَبْغُوا عَلَيْهِنَّ سَبِيلاً إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا. “Erkekler kadınların başlarında olurlar. Bu, Allah’ın birine diğerinden fazlasını vermesi ve mallarından harcama yapmaları sebebiyledir. İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır. Nüşûzundan havf ettiğiniz kadınlara gelince; onlara öğüt verin, yataklarında yalnız bırakın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse onlara karşı başka bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.” (Nisa 4/34)
Aşure günü Şiilerin hasan ve Hüseyin (r.ahuma) adını anarak başlarını yarmaları, kan akıtmaları, zincirle bedenlerini dövmeleri, caiz midir, İslamda buna dair delil var mıdır, ?
Değerli müslüman Allah beni ve seni razı olduğu, sevdiği, emrettiği din üzerine tutsun, Allah bizleri ehl- i sünnet akidesi ve selef imamlarının izinde giden salihlerden eylesin. Müslüman kuranın, sünnetin, emrettiği din üzerine olmalı ve ona davet etmelidir. Hiçbir müslümanın kendi kafasından bayram, özel gün, ibadete has günler diye günleri tahsisleştirme hakkı yoktur.
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Hicret dedigimiz zaman manasi Bu umum manasi gerek maddi,gerek manevi,gerek çalisma,gerekse dini yüzünden olsun bir beldeden diger bir beldeye intikaline denir. Burada tabi iki beldeden kasit küfür diyarindan Islam diyarina intikaldir.Mevzuya geçmeden önce bilmemiz gereken iki husus vardir. Buda Islam da Darul Küfür ve Darul Islam mefhumunun anlasilmasi, yani hangi diyar Islam diyaridir,hangi diyar küfür diyaridir? Bu gün en çok tartisilan mevzulardan biride budur. DARUL KÜFÜR dedigimiz zaman,kafirlerin hükmettigi küfür kanunlarinin icra edildigi,kafirlerin nüfusunun o beldede hakim oldugu diyardir. Buda iki çesittir,bir kismi Darul Harp:.Ikinci kismi Darul Sulh. Bir harp halinde olup,sulh içinde yasanmasina Darul Sulh diyoyoruz. DARUL SULH :Müslümanlar ile kafirler arasinda sulumet,baris olan diyardir.Hükümler kafirlerin olup,aralarinda Müslümanlarin da bulundugu beldedir.
7.2.1. Haccin Amellerin En Faziletli si Olduğu Hakkındaki Rivayetle r Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir: Rasûlüllah sallallah u aleyhi ve seîlem'e «Hangi amel daha faziletli dir?» diye sorulduğunda Rasûlüllah sallallah u aleyhi ve ^el-lem; «Allah'a ve Rasûlüne inanmaktır,» buyurdu. «Sonra hangisi?» diye .sorulunc a; «Allah yolunda cihad etmektir,» buyurdu. «Bundan sonra hangisidi r?» diye sorulunca, Rasûlüllah sallallah u aleyhi ve sellem «Kabul olunmuş (mebrûr) hac'dır,» buyurdu. («Hacc-ı Mebrûr,»; içine günah karışmayan hac'dır.) Hasan (r.a.): «Hacc-ı Mebrûr; dünyada zahid olup ahireti isteyerek dönülen hac'dır.» demiştir. Hasen bir senedle merfu' olarak rivayet olunduğuna göre hacc t mebrûr, yemek yedirmek ve yumuşak kelâm konuşmaktır.) (FIKHUS SUNNE HACC BABI )
Bu din, tevhiddir, sünnettir, imandır, kuran ve sünnete tabi olmaktır, ashaba sevgi duymaktır, ashaba söven Rafizi keferelerine adaveti haykırmaktır, kafirlere düşman olmaktır, Müslümanlara sevgiyi ilan etmektir, Ey iman edenler, velanızın/sevginizin ve beranızın/düşmanlığınızın kimler için olduğunu bilin ve ilan edin. İlmi olun, atifi, edebi, akli davranmayın.
Dünyanın en güzel mekanları arasında saraylar, köşkler hep ilk sıralarda yer alır. Bu mekanların gösterişli güzellikleri tarif edilirken de hep güzel bir manzaraya sahip olmalarından, eşyalarının çok değerli olmasından, dekorasyo nlarının güzelliğinden, sütunların, altın yaldızlı tahtların, mobilyala rın ihtişamından bahsedili r.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği cennetle ilgili ayetlerde de insanların hoşlarına giden mekanlard an -köşklerden, saraylard an, bahçelerden, otağlardan- sıkça bahsedilm ektedir. Dünyada sınırlı sayıda bulunan bu mekanlar, cennette kusursuz ve en görkemli halleriyl e Allah'ın sevdiği kullarının yaşadığı mekanlar olarak sonsuza kadar var olacaklar dır.
Derin kuyu, ahirette kâfir ve günahkâr kimseleri n azap Cekecekle ri ceza yeri. Kur'an-ı Kerîm'de inanan ve güzel amel işleyen kimselere Cennet* vadedildiği gibi (el-Kehf 18/107); kâfir ve günahkâr kimselere de Cehennem vâdedilmiştir. Kâfir, münâfık ve müşrikler Cehennem'de ebedî kalırlar, orada ölmezler ve azabları hafifleti lmez. Tövbe etmeden günahkâr olarak ölen ve Allah'ın kendileri ni affetmediği mü'minler ise Cehennem'de ebedî kalmazlar . Kendileri ne günahları kadar azap edilir. Sonra oradan kurtulup Cennet'e girerler ve orada ebedî kalırlar. (Alâuddin Âbidîn, el-Hediyetü'l-Alâiyye, 468).
Rasûlullah -sallAllahu aleyhi ve sellem-'den sâbit olduğuna göre o, fıtır sadakasını, hurma veya arpadan bir sa' olmak üzere Müslümanlara farz kılmış ve fıtır sadakasının, insanların bayram namazına çıkmalarından önce verilmesini emretmiştir.
Nitekim Ebu Saîd el-Hudrî'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle demiştir:
"Biz, Peygamber -sallAllahu aleyhi ve sellem-'in zamanında fıtır sadakasını (fitreyi) yiyecek maddelerinden buğday, hurma, arpa ve kuru üzümden bir sa' olarak verirdik."