
Bismillah irrahmani rrahim/Rahman ve Rahim Allah'in ismiyle
'Selefiyye' ve 'Selefi' tabirleri hakkında bir çok şübhe ve yanlış anlaşılma etrafta yaygındır. Hatta bir kısmı samimi insanlar tarafından (şu ana kadar yaptıkları kötü tecrübelerden dolayı) ortaya atılır. Bir kısmıda insan şeytanlarından gelir, hak/gerçek daveti yıpratmak ve yıkmak için kendi kurguladıkları hikayeler i ve hayalleri/paranoyaları ile (bu yolda) bir çok gayret sarfederl er.
1."Selefiyye" tabiri bir bid'attir
'Selefiyye' kelimesi Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem) ve Sahabe (radiyAlla hu anhum) zamanında kullanılmamıþtır. O devirde ki müslümanlar İslamı doğru anladıkları/algıladıkları için 'Selefiyye' gibi bir tabire ihtiyaçlari yoktu. Ama fitne devri başladıgında ve fırkalar/gruplar çoğaldığında ümmetin alimleri hakka tabii olanlar ile (heva ve hevesleri ne tabii olup bid'at ve) hataya düşenleri ayırmaları gerekliyd i. Bu sebebe binaen 'Ehli Hadis' ve 'Selef' gibi tabirler kullanılmaya başlandı. Ebu Hanife (vefatı:150 hicri) der ki: "Rivayetle re ve selefin yoluna sıkı sıkı bağlanın ve yeni icad edilen şeylerden kaçının, çünkü bunlarýn hepsi bid'attır." (Suyuti tarafından 'Sevn'el-Muntek ve'l-Kelam isimli eserin 32.sahife sinde nakledilm iştir.İmam Ebu Hanife'nin bunu söylemeye sevkeden su olaydir: Bir kisi Ebu Hanife'ye söyle bir soru sorar:" Insanlari n arazlar ve cisimler hakkinda sonradan ortaya koydukları kelam hakkında ne dersiniz?" Ebu Hanife'nin cevabi sudur: "Bunlar felsefeci lerin görüşleridir. Rivayetle re ve selefin yoluna sıkı sıkı bağlanın ve yeni icad edilen şeylerden kaçının, çünkü bunların hepsi bid'attır" Bknz:Zemm'ul-Kelam, el-Herevi)
Bunun için 'Selefiyye' (Selefiler) sahih rivayetle rden anlaşıldığı gibi Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem) ve sahabenin (radiyAlla hu anhum) yolu olan gerçek İslamı benimsedi klerinden dolayı kendileri ni bütün İslami fırkalardan/gruplardan soyutlarl ar/ayırırlar.
Bu (mes'eleye) ilaveten 'selef' kelimesi Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem) tarafından bizzat kullanılmıştır. ('selef' kelimesi lugatte öncü olan, önde olan veya önceden geçip giden manalarına gelmekted ir. Mutercim) O (sallAllah u aleyhi ve sellem) (kızı) Fatima (radiyAlla hu anha)' ya şöyle buyurur: "Nime's selef ene leki...('Ben senin için ne güzel bir selefim.. .) (Sahih bir hadistir. Muslim tarıfından nakledilm iştir. Hadis No:2450.)
(Yine) İmam Muslim (rahimehuA llah) tarıfından "Sahih" kitabının mukaddime sinde (16. sahife) Abdullah ibn Mubarek (rahimehuA llah, vefatı 181h.) 'ın şu sözü nakledili r: "...bütün insanların önünde şöyle demesi adetiydi: 'Amr bin Sabit'in (rivayet ettiği) hadislere itibar etmeyin, çünkü o selefe hakaret ederdi'."
Şeyh Salih bin Fevzan der ki: "Sadece selefin mezhebini/metodunu takib etmekten başka bir manaya gelmeyen bu anlayış (yani selefiyye/selefilik) nasıl bir bid'at olabilir? Bilakis selefin mezhebi kitab ve sünnette uyulması vacib olan hak ve hidayetti r." (El-Beyan, 156. sahife) Binaenale yh kendini selefe -veya diğer tabirle selefiyye'ye nisbet etmek bid'at değildir. Tam aksine her müslüman kendini (sünnet) menhecine/metoduna ve selef akidesine nisbet etmek mecburiye tindedir. (Her müslüman kendisini bid'atçı ve sapık fırkalardan soyutlama sı gerekir. Mutercim) Şöyle de denilebil inir: Şayet 'Selefiyye/Selefilik' tabiri bir bid'at ise 'ehli sünnet ve'l-cemaat' tabiride bir bid'attır. [[Çünkü bu tabirde Allah Resulu sallAllah u aleyhi ve sellemden sonra kullanılmaya başlandı. ]] Oysa 'ehli sünnet ve'l-cemaat' tabirinin manası (ve ne anlama geldiği) bütün teferruatıyla bilinmekt edir. Maalesef 'ehli sünnet ve'l-cemaat' tabiri hakkı/gerçek İslam'ı ayırmak için yetmemekt edir (artık). [[Bunun sebebide hemen hemen bütün sapık fırkaların/grupların kendini ehli sünnete nisbet etmelerid ir.]]
2.Allah bizlere müslüman ismini vermiştir. Neden kendimizi selef'e nizbet etmek zorundayız?
Şeyh el-Albani [[rahimehuAllah. Bir kaç yıl önce vefat eden Şeyh Muhammed NasirudDi in el-Albani zamanımızın en büyük muhaddisi ydi. Muhaddis el-Asr/Asrın muhaddisi diye anılırdı. Günümüzdeki hadis ve sünnet çalışmalarının hemen hemen hepsine katkısı vardır. İslam aleminin en meşhur 'Namaz Hocası' kitabı olan 'Sıfatu salat'un-Nebi' şeyhin hayatının eseridir. Allah'a hamdolsun türkçe olarak tercüme edilip bir kaç kez basilmist ir]] bu konuyu 'Ene Selefi...' isimli (ders/sohbet) kasetinde güzel bir şekilde açıklamıştır. Burada bir pasaj aktaralım:
Şeyh el-Albani: "Şayet sana: 'Mezhebin nedir?' diye sorulursa cevabın nasıl olur?"
Sorucu [[anlaşılan o ki bu zat mezkur ders kasetinde şeyhe konuyla alakalı sorular
sorar.]] :" Ben bir müslümanım."
Şeyh el-Albani: " Bu yeterli değildir."
Sorucu: "Allah (subhanehu ve teala) bize 'müslüman' ismini vermiştir." Ve şu ayeti okur: " O (Allahu subhanehu ve teala) bundan önce (ki kitablarında da) bu (Kur'an'da) da size 'müslümanlar' ismini verdi..." (Hac Suresi, 78. ayet)
Şeyh el-Albani: "Bu cevab (İslam'ın) ilk devrinde, çeşitli fırkaların/grupların ortaya çıkmadığı ve yayılmadığı zamanda yaşadığımızda verilseyd i doğru olurdu. Günümüzde ise bu gruplarda n bir müslümana-ki onların akidesiyl e/inancıyla bizimkisi farklıdır-sorarsak, cevabı (senin verdiğin) cevaptan daha değişik bir şey olmayacak tır. Hepsi: rafizi şiileri, hariciler, nusayri alevileri- diyecekle r ki: '...ben bir müslümanım'. Binaenale yh böyle demek artık günümüzde kifayet etmemekte dir/yeterli gelmemekt edir." [[Allahu subhanehu ve teala Şeyh el-Albani'ye rahmet etsin, burada en sapık grupları zikretmiştir-dolayısıyla onlar bile '...ben bir müslümanım!' demektedi rler oysa rafizi şiileri Kur'an'ın (haşa) tahrif edildiğine, sahabenin bir kaçı müstesna kafir ve munafık olduğuna inanırlar. Hariciler in günümüzde ki fikir torunları müslümanları kafir görerek kanlarını ve mallarını helal görürler. Nusayrı alevileri ise tamamen farklı bir dine inanırlar. ]]
Sorucu: "Ben Kur'an ve sünnete göre (amel eden) bir müslümanım."
Şeyh el-Albani:" Bu da yeterli değildir."
Sorucu:" Neden?"
Şeyh el-Albani:" Bu adı geçen fırkalardan her hangi birinin şöyle dediğini gösterebilirmisin:'...ben Kur'an ve sünnete uymayan bir müslümanım!' Doğrusu:' ...ben Kur'an ve sünnete uymuyorum!' kim der?" Sonra Şeyh el-Albani Kur'an ve sünnete uymanın ancak selefi salihin anlayışı üzere olması gerektiğini beyan eder. [[Pasajın bu kısmı 6.bölümde devam eder.]]
Sorucu:" O zaman ben Kur'an ve sünneti selefi salihinin anlayışı üzere takib eden bir müslümanım."
Şeyh el-Albani:" Şayet birisi sana mezhebini sorsa cevabın böylemi olacak?"
Sorucu:" Evet."
Şeyh el-Albani:" O zaman bu tarifi biraz kısaltıp-ki en iyi deyimler kısa,yeterli ve anlatılmak istenilen i anlaşılır kılanlarıdır- şöyle desek daha hoş olmazmı:"...ben bir selefiyim!" [[Bu tabir bazı ülkelerde maalesef-selefi olmadıkları halde bazı bid'atcilar tarafından kullanıldığı için suç sayılabilinir. Ama bizim için önemli olan bu tabirin ne manaya geldiğini bilmektir: Allah azze ve celle tarafından gönderilen İslam'ın sahih/doğru anlayışı! Muhtemele n bid'atcilarin da bu ismi kullanması gerçek yüzleriyle ortaya çıktıklarında peşlerinden gidecek insan bulamama kaygısıdır. ]]
Müslüman' veya 'sünni' gibi tabirler bütün fırkalar/gruplar tarafından kullanıldığı için günümüzde kafi gelmemekt edir. Şeyh el-Albani bununlar hakikati sapıklıktan ayırt etme önemliğine-ki akide(inanç) ve menhecin (metodun) temelidir- parmak basmıştır. Her ikiside (akide ve menhec yani) anlayışlarını veya isimlerin i kurucularından alan çeşitli fırkaların/grupların aksine selefi sahin(in anlayışı) eksenlidi r.
3."Selefi" tabiri kendi kendini tezkiye (temize çıkarma, övme) etmektir
Buna cevab, Suudi Arabistan eski genel müftüsü Şeyh Allame AbdulAziz ibn Baz(rahimehuA llah) tarafından (konuyla alakalı) bir sorudan sonra verilir:" Siz kendini 'selefi' veya 'eseri' diye isimlendi ren/tanımlayan bir kişi hakkında ne derseniz? Bu kendi kendini tezkiye etme manasına gelmezmi?" O şöyle cevab verir:" Eğer (bu isimlendi rmesinde/tanımlamasında) samimiyse, (yani hakikaten) bir 'selefi' veya bir 'eseri' ise, buna karşı söylenebilecek bir şey yoktur. Buna benzer bir şekilde selefimiz de şöyle derdi:' Falanca selefidir' veya 'filanca eseridir'. Bu tezkiye gereklidi r, hatta zaruridir ." (Hakk'el-Muslim isimli ders kasetinde n)
Şeyh Salih bin Fevzan'a şöyle soruldu:" Bir kişi kendi kendini 'selefi' diye nitelendi rse, yeni bir fırkamı/grupmu oluşturmuştur?" Şöyle cevab verir: "Hakikaten doğru söylüyor ve kendisini Selefiyye/Selefilik ile özdeşliyorsa buna itiraz edilecek bir şey yoktur. Ama sadece bu kuru bir iddia olup, başka bir menhec/metod üzereyse, kendisini selefiyye' ye mensub olduğunu söylemeye hakkı yoktur." (El-Ecvibu el-Mufidah, 16.sahife)
Bir kişinin kendisin selefe nisbet etmeyi övünme/kibirlenme olduğunu iddia edip, insanları bundan alıkoyanlara gelince, bunların fitneleri bize gizli kalmış değildir. Şeyhulİslam İbn Teymiyye (rahimehuA llah) bu iddiayı yüzyıllar önce çürütmüş ve kendisini selefe nisbet edenlerin herkez tarafından kabul edilmesin in gerekli olduğunu beyan etmiştir. Hatta, selef akidesini n ve menhecini n haktan başka bir şey olmadığı için, bu konuda icma olduğunu vurgulamıştır.
(Yanlış ve sapık iddialard a) bulunanla rın, kendi yanlışları (ve sapıklıkları) ortaya çıkacağı için, kendini selefe nisbet etmeyi sevmemele ri kimseyi şaşırtmasın. [[Şöyle hoş bir deyim vardır:" Zalim zulmunun farkındadır ve bir gün zulmu ortaya çıkacagı için tir tir titremekt edir..." Bu sapıklar zulümlerinin farkındadır, ve bir gün insanları alıkoydukları hak ortaya çıkacagı için tüm bid'atçıların selefiyye yi cephe aldıklarını görürsün.Kendi aralarında bölük pörçük oldukları halde selefe karşı kitablarında, makaleler inde ve internet sitelerin de nasıl ittifak kurduklarına bir dikkat et. ]]
4. Selefiyye bölünme sebebidir
Şayet Selefiyye bu ümmetin selefinin Kur'an ve sünneti anladığı gibi anlamanın yoluysa, ve Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem) şöyle buyurduys a:"...ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan bir fırka haric hepsi ateştedir." (Sahabe radıyAllahu anhum:)"O (kurtulan fırka) hangisidi r?" (diye sorunca O sallAllah u aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: " Benim ve ashabımın (bulunduğu yol/anlayış) üzere olanlar." [[Hadisi Tirmizi nakletmiş ve el-Albani sahih olduğunu söylemiştir. ]]
Ve bölünmek/parçalanmak doğru anlayışı terketmek ten dolayı ortaya çıkıyorsa Selefiyye bölünmenin ve gruplaşmanın aksine birleşmenin/ittifak etmenin yolundan başka bir şey değildir. Şeyh Salih el-Fevzan'ın dediği gibi:" Selefiyye fırka-i naciyyedi r (kurtuluş fırkasıdır) ve onlar (gerçek) Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'tır. Onlar hizibler (fırkalar/gruplar) diye isimlendi rilen günümüzdeki cemaatlar dan bir cemaat değildir. Selefiyye Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem)'i, sahabeler (radıyAllahu anhum)'u ve selef mezhebini takib eden bir toplulukt ur. (Binaenale yh) Günümüzdeki cemaatler in hiç birinden değildirler. ("Tahzir min'el-Bid'ah" isimli ders kasetinde n.)
Bundan dolayı Selefiyye Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem)'in ümmetine gecesi gündüz gibi olan,apaydınlık ve apaçık mirasıdır, ve bundan ayrılan helak olmuştur. Oysa diğer gruplarda) ayrılıklar ve ihtilafla r başgösterecek ve ateş/cehennem vaadedile n taifelerd en olacaklar dır. [[Yukarıdaki 73 fırka hadisi mucibince .]]
Selefiyye Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem)'e ve sahabesin e dönüş çağrısıdır, ve hiç bir zaman tefrikacılık/ayrıcılık olarak nitelendi rilemez.
5. Selefiler sadece kendileri nin doğru yolda olduğunu düşünürler
Burda şu farkı gözönünde bulundurm ak lazım: kendini selefin yoluna nisbet etmek ve kendini selefin yoluna nisbet eden kişi. Kesin diyebilir iz ki kendini genelde ve detayda, akidede ve menhecte, usulde ve furuda selef yoluna nisbet etmek hakkın ta kendisidi r. Bunu sapıtmışların dışında kimse inkar edemez. Kendini selefin yoluna nisbet eden kişiye gelince, bu (nisbet ediş) prensip olarak doğrudur, ve buna aykırı davranmak ta yanlış ve sapıklıktır. Bu genel olarak akide, menhec ve usuluddin için geçerlidir, çünkü selefin akidesi, menheci ve usulü bütün devirlerd e aynı olmuştur. Bu konularda (selef) icma halindedi r. Bunun için kendini selefe nisbet eden ve bunu amele/pratiğe dönüştüren, ilimde ve amelde bunları takib eden, bunların yolundan giden bir 'selefi' tamamiyle haktadır inşeAllah. (Bu kişi) selefin yolunu anahatlarıyla bilir, ve bu yolun hak olduğunu kavrar, ama belki kendine bazı hassas noktalar gizli kalmış olabilir. Ama her halukarda bu yolu kendine rehber olarak görmesi ve buna aykırı davranmanın sapıklık olduğunu bilmesi doğru yolda olduğunun delilidir . Veya selefin yolunu genelde ve detayda, akide, menhec, usul ve furu mes'elelerind e bilir. Binaenale yh bu metoda sımsıkı tutunduğu ve bununla amel ettiği müddetçe yaptıklarının hemen hemen hepsi doğru olacaktır.Bütün bunlar öğrenmesindeki samimiyet e ve ilmini arttırmasındaki ve bununla amel etmesinde ki gayrete bağlıdır. Ama kalkıp bir kişi her mes'elede doğru olduğunu iddia ederse hata etmiştir, çünkü her mes'eleyi bütün teferruatıyla bilemez, çünkü geçmişteki imamların (hata yapmadan) ulaşamadığı bir mertebeye onlardan sonrakile rde ulaşamayacaktır. [[Bunu itiraf eden sadece selefiyye dir. Bid'açı taifeler imamlarının hata yaptığını kabul etmez. Tam aksine Allah'tan ilham aldıklarını iddia edip, bu yolla sapıklıklarını meşrulaştırırlar. Mutercim]] Bu sebebe binaen bir selefinin ikinci planda olan mes'elelerde hata etmesi mümkündür. Ama bundan dolayı akidesi ve menheci yanlış değildir, çünkü genel olarak konuşmak gerekirse o yinede 72 bid'atçı ve sapık fırkalardan ayıran bir şeye tutunduğu için (bu taifelerd en) olmayacak tır.
6. Selefiler kibirli ve kötü ahlaklıdırlar
Bu çok ciddi husustur ve dikkatli bir mutaalaya ihtiyacı vardır. Kötü ahlak genellikl e bir kişinin tavrının, karakteri nin ve şahsiyetinin kötü terbiye edilmiş oluşunun bir sonucudur/göstergesidir. Bu kötü ahlak illada (bu tür kişilerin) aslının, yani haktan başka bir şey olmayan selef akide ve menhecini n yansıması olmayabil ir. Bir kişinin ahlakını düzeltmesi gerekebil ir ve onunlada ancak hikmetle ve güzel sözle munazara edilmesi gerekir (çünkü bu sünnettir) ve buda onun daveti/doğruyu kabul etmesini kolaylaştırır. Ama bu doğru,geçerli ve tek kurtuluş yolu olan selef yolunu ve buna kendini nisbet etmeyi reddetmek için bir bahane değildir. Bianeneal yh bazı selefiler in kötü tavırları ile Kur'an ve sünnet kaynaklı ilme mebni olan/bina edilen menheci ayırt etmemiz lazımdır. Kaldı ki bunu (yani kötü ahlaklı olmayı) her müslüman için-yanlış bir menhec ve sapık bir akide üzere olması hiç bir şey farketmez- söylememiz mümkündür. Bunlar arasında da kötü tutumlu ve tavırlı olanları vardır. Bir menhec ve akide ama Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem)'e, sahabeler e (radıyAllahu anhum) ve selefe uygunluğuyla ölçülür, tabiileri nin kötü tutumlarıyla değil. Gelecek kısım bunu daha teferruat lı açıklayacaktır:
Kibir/kötü davranışlar bazılarında mühim bir rol oynayabil ir ve bununlada azarlanma ları/tenkit edilmeler i gerekir. Ama bazı hallerded e (bir selefinin) hakka sevgisi ve hakka yakini kibir olarak algınabilinir. Muhatabla rı bunu kibir sanır. Genelde kibir, kendini selefi akideye ve menhece nisbet edenin ortaya koyduğu doğruyu/gerçeği kabul etmeyen kişinin tarafındadır. Bunun ekseriyet le böyle olduğunu unutmamak gerekir. Bu kesinlikl e unutulmam alıdır, çünkü çoğu zaman bu böyle olmuştur. Allah Resulu (sallAllah u aleyhi ve sellem)'in dediği gibi:" ...kibir, hakkı inkar etmek/çiğnemek ve insanları hakirr/küçük görmektir." [[Sahih bir hadistir. Muslim, Ebu Davud, Tirmizi ve Buhari Edeb'te nakletmiştir. Mutercim]] Binaenale yh '...çoğu selefiler kibirlidi rler!' (demekten) Allah'a sığınırız. Gerçekte kibirli olanlar, kibirleri nden dolayı hakkı kabul etmeyenle r, sonra da kalkıp bununla selefiler i suçlayanlardır. Her madalyonu n iki yüzü vardır. Farz edelim bir selefi başka bir kişiyi doğru olduğuna emin olduğu bir mes'elede hakka davet ediyor. Belki o katıdır, haklı olduğunu israr eder ve bundan dolayı kibirle itham edilir, ama bunun tek sebebi onun hakka/gerçeğe olan sevgisidi r ve diğerinin (yani onu kibirle itham edenin) dikkafalılığıdır Biz deriz ki, bu davranış doğru ve yerinde değildir, ama onu bu duruma sokan sadece (hakkı savunmada ki) aşırı gayretidi r. (Bu hale o) ya nasıl davranacağını bilememek ten veya kötü terbiye edilmiş oluşundan dolayı düşer. Bütün bu (hatalarını) düzeltmesi kendisine bağlıdır, çünkü hakka davet ettiği kişi, ona takdim ettiği (hakkı kendisini n) tarz ve usulünden dolayı reddedebi lir. Bazı durumlard a kibire benzer haller görülebilinir, lakin bu sadece mevzubahi s olna kişiyle alakalıdır, kendini nisbet ettiği akide ve menhec ile değil. Vakiada/Realitede çoğu bid'atçı sufi mülhidleri kibirlidi rler, bunun (sebebiyse) ateşten kurtulduk larına kesin gözle bakmalarıdır/inançlarıdır. Bunlar tabi olanlarından aşırı derecede bir bağlılık isterler, ve kendileri nin insanlard an üstün olduğunu vehm/hayal ederler. Bu (dedikleri mizi) bütün tarikat ve buna benzer fırkalara genelleştirebilirdik. Kibir her yerde görülebilinir, kişinin akide ve menhecine dair ne lehte, ne aleyhte kesin bir burhandır/delildir. Akide ve menhecin kendisine bakılır ve selefin anlayışına (ne derece) ölüp biçilir. Bununla bağlıntılı olarak Şeyh el-Albani ve sorucunun arasında geçen munazaray a dönebiliriz:
Sorucu:" Tamam. Sana hak veriyorum ve diyorum ki: Evet (kısaltılmış bir tabir olan 'selefi' kelimesin i kabul ediyorum). Ama daha hala aynı kanaattayım: şayet birisi seni selefi olduğunu duysa, kafasında daha önceleri yaptığı katı ve kötü tecrübeler geçer, bütün bunlar bazen selefiler de görülen hallerdir ."
Şeyh el-Albani:" Farzedim ki dedikleri n doğru. Şayet '...ben bir müslümanım!' dediğin zaman falanın falancanın aklına bir rafızi-şiası, bir dürzü veya bir ismaili gelemezmi?"
Sorucu:" Olabilir. Ama ben en azından şu ayete uymuş oldum: 'O bundan önce ve bunda da size müslümanlar ismini verdi...' ( Hac Suresi, 78. ayet)
Seyh el-Albani:" Hayir kardesim, sen bu ayete uymadin, cünkü bu ayet Islam'in dogru seklini kastediyo r. Ve sen, insanlari n anlayisin a hitab etmen gerekir. Herhangi bir kisi, senin bu ayetin kasdettig i tarzda bir müslüman olduguna anlayabil ecekmi acaba? Diger dedikleri n ise bazen yerinde, bazen degildir. Katilik hakkinda dedigin mesela (bazen) bir kiside olabilir, ama ilim ve inancla baglantil i olan menhecin göstergesi degildir. Eger bir siii, dürzü, harici, sufi veya bir mutezili hakkinda konusacak olursak, dedikleri nin hepsi onlarda da bulunabil ir/görülebilinir. Ama simdi bu munazaram izin konusu degildir. Biz bir kisinin mezhebini aciklayan ve Allah'i nasil ta'zim ettigi sekli gösteren bir isim tahlil ediyoruz. Bütün sahabeler (radiyAlla hu anhum) müslüman degilmi?"
Sorucu:" Tabiki." [[Sia zindiklar ina göre sahabenin hemen hemen hepsi kafir ve munafikti r. Bu inanislar inin bir ruknudur/temelidir. Ama takiyye icabi bunu müslümanlardan gizlerler . Elhamduli lllah selefiyye/ehli sünnet sahabenin hepsine hakkiyla hürmet etmistir. Allah kendileri nden razi olsun. Bu konu ile alakali olarak bknz:"Ehli sünnetin sahabe hakkinda inanci." Seyh AbdulMuhs in el-Abbad. ]]
Seyh el-Albani:" Hal böyle iken aralarind a hirsizlik yapan, zina eden vardi, ama bu durum onlardan hicbirisi nin: '...ben müslüman degilim.' demesine musaade etmiyordu, o bir müslüman ve Allah'a iman etmis bir mü'min'di ve secilmis yolu takib ediyordu. Bazen hatasiz olmadigi icin bu yola aykiri kareket edebiliyo rdu. bu sebebe binaen biz, Allah'in bereketi üzerine olsun akidemizi, düsüncemizi, hayatimiz daki hareket noktamizi, Allah'a ibadet ettigimiz dini (anlayisim izi) ifade edecek bir kelime üzerine konusuyor uz. Kati olan falancaya veya yumusak huylu filancani n durumuna gelince bu tamamen apayri bir mes'eledir. Dilerim ki, senin bu özlü/veciz kelime [["selefi" kelimesi yani. ]] hakkinda düsünüp tasinman ve 'müslüman' kelimesin i/tabirini böyle evirip cevirmeme n. Emin olabilirs in k, sahiden kimse ne demek istedigin i hic bir zaman anlamayac aktir." [[Seyh el-Albani'nin ve muhatabin in sözlerin burada bitti. ]]
InseAllah bununla niyetimiz ve bahsimizi n basinda zikrettig imiz gerekli olan farkli olma ayrilma acikliga kavusmustur.
7. Selefiler de, digerleri ne nazaran takva eksikligi vardir
Bu da, selef tarafinda n daha önceleri red edilmis/cevabi verilmis gercegi yansitmay an bir iddiadir. (Asagida bu iddiayi red eden seleften bazi sözler:)
Ibn Abbas (radiyAlla hu anhum, vefati:68h.) der ki:" Alah nezdinde en cok nefret edilen seyler bid'atlardir." (Sünen'i-Kübra 4/316, Imam Beyhaki)
Ibn ömer (radiyAlla hu anhum, vefati:84h.) der ki:" Her bid'at sapiklikt ir, insanlar bunlari güzel görsede." (el-Ibane, 1/327-328, Ibn Batta; Serhi usul'ul itikad'u-ehl'i-Sünneh, 1/86)
Sufyan es-Sevri (rahimehUl lah, vefati:181h.) der ki:" Bid'at iblise günahtan daha sevgilidi r, cünkü günahtan tevbe edilir, ama bid'attan tevbe edilmez." (el-Hilye, 7/26, Ebu Nuaym; Serh'us-Sünneh, 1/216, el-Bagavi)
Imam Safii (rahimehUl lah, vefati:204h.) der ki:" (Kisinin) Allah'in huzuruna sirk haric bütün günahlarla cikmasi, inancinda ki bir bid'atla gelmesind en daha iyidir." (el-Itikad, sahife:158, Imam Beyhaki)
Leys ibn Sa'd (rahimehUl lah, vefati:175h.) der ki:"Ehli hevadan (ehli bid'attan yani) bir kisiyi suyun üzerinde yürürken görsem dahi, ondan yine hic bir sey kabul etmezdim." (el-Emru bi'l-Ittiba ve nehi'an-Ibtida, Imam Suyuti)
Yunus ibn Ubeyd (rahimehUl lah) ogluna der ki:" Sana zina etmeyi, hirsizlig i ve icki icmeyi yasakliyo rum. Ama yinede bu günahlarla Allah'in huzurunda durman, Amr bin Ubeyd ve hempalari nin (yani mute'zileciler in) görüsleriyle huzuruna gelmenden iyidir." (el-Ibane, 2/466, Ibn Batta el-Ukberi) [[Imam Malik Amr bin Ubeyd hakkinda söyle der: "Allah Amr bin Ubeyd'e lanet etsin. Cünkü o kelamdan bid'at olan bu isi uydurdu. Sayet kelam bir ilim olsaydi, Sahabe ve tabiiun cesitli ahkam ve ser'i mes'eleler hakkinda konustukl ari gibi ona dairde bir seyler söylerlerdi." Imam Malik'in sözü burda bitti. Kelamci zevata itham olunur. Rivayet icin bknz: Zemm'ul-Kelam, el-Herevi. ]]
Said bin Cubeyr (rahimehUl lah) der ki:" Bana oglumun sünnet ehli ve günahkar olan bir berdusla arkadasli k yapmasi, (kendini) takvali (sanan) ve (bid'atcilara) teslim olmus bir ehli bid'at yandasi ile takilmasi ndan daha sevgilidi r." (el-Ibane, 1/89, Ibn Batta el-Ukberi)
Imam Berbehari (rahimehUl lah, vefati:329h.) der ki:" Sayet görüsleri ve davranisl ari kötü, berbat, günahkar ve asi, ama sünnet ehli olan birisini görürsen onunla arkadas ol ve onunla otur, cünkü sana zarari dokunmaz. Sayet (bid'at) ibadetler ine düskün, aza kanaat eden ve sürekli husu icinde, ama bir ehli bid'at yandasi olan birini görürsen, onunla sakin oturma, söylediklerini dinleme, onunla beraber yürüme, cünkü onun yoluna riza göstermeyecegine ve helaka dogru sürüklenmeyecegine emin degilim." (Serh'us-Sünneh, 149., Imam Berbehari)
(Imam'us-Sünneh) Imam Ahmed bin Hanbel (rahimehUl lah,vefati:241h.) (Ehli Sünnetin bu büyük imami hakkinda yine ehli sünnet büyüklerinden Ebu Hatim er-Razi derki:" Kim Ahmed bin Hanbel'i seviyorsa, bilinsin ki o sünneti seviyordu r." [[Bilinsin ki bu satirlari yazan da Ahmed bin Hanbel'i seviyor. ]] der ki:" Büyük günah islemis olan ehli sünnet tabiileri nin mezarlari bahceler gibidir. Ehli bid'at yandaslar inin mezarlari ise oyuk ve bostur. Ehli sünnetin günahkarlari Allah'in dostlarid ir, itidal üzere ve dindar olan ehli bid'at (taraftarl ari) ise Allah'in düsmanlaridir." (Tabakat'ul-Hanabile, 1/184)
Ey sünnet ehli! Salih selefimiz in bize miras olarak ne vasiyyet ettigine ve bizi nasil ikaz ettigine/uyardigini bir düsün. Sayet akide ve menhecte ki bid'at bölünmenin/parcalanmanin ve ihtilafin sebebiyse, cehennem vaadedile n firkalari n ortaya cikmasina sebeb oluyorsa, seytanin bid'ati nasil süsledigini, hidayet ve nur gibi gösterdigini düsününce, bozuk fikirleri yle ehli bid'at hempalari, ehli sünnetin günahkar bir berdusund an daha tehlikeli ve zararlidi rlar.
(Allah'in izni ile 13.zilkad e 1425'te, Islam belderind en bir beldede tercume bitmistir .)
Kaynak:"11. Eylül Isiginda Islam'i Müdafaa" isimle eserden muhtasar olarak
Muellif: Ebu'l-Hasen el-Akdar (Seyh Mukbil'in taleberin den)
Tercume: AbdulKeri m Cobanoglu
Ve duamizin sonu: "Elhamduli llahiRabb ilalemin"
http://musluman.biz