» Русская версия        » Türkce
Домашняя страницаСвязь с нами

Tevhid

Sira

Hadis

Fıkıh

Bidetler

Fetvalar

Kadin ve tesettur

Mekaleler

Kitaphane - Türkce

Kitaphane - Arapca

Forum

  
1 Rajab 1433
22 May 2012
Фаджр04:22
Восход06:18
Зухр13:38
Аср17:35
Магриб20:57
Иша22:45
Полночь00:39
Islamic Finder
 
 
HADİSİN İTİKATTA DELİL OLUŞU
(İşrak Yayınları)
isimli kitabtan muhtasar edilmiştir

muellif: Muhaddis'al-Asr eş-Şeyh Muhammed Nasiruddi n el-Elbani (rahimehUl lah)


"Kendileri ne kitap verdikler imiz O'nu (Allah Resulu sallAllah u aleyhi vellem'i) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ve onlardan bir fırka bile bile hakkı gizlerler .” (Bakara Suresi, 146. ayet). Oğlu olanlar bilirler, bir milyon oğlanı bir araya koysanız, kendi oğlunu herkes tanır, Kur’an ve Sünnet’ten yani Selef akidesind en sapmış fırka sahibleri neyin hak olduğunu gayet iyi bilirler. Kitaplarında selefin bayraktar lığını yapmış alimleri ve davetçileri bir yerde uzun uzun överken diğer yerde hakaret ederken kendinden geçtiklerini görürsün. Bu seni şaşırtmasın, çünkü gerçeği onlar kendi oğullarını bildikler i gibi biliyorla r….




Müellif, kitabında bir müslümanın sünnet, sünnetin yeri ve hüccet oluşu karşısındaki durumunu ele alıyor. Dört bölümden oluşan kitapta,

ilk bölümde ; İslam’da sünnetin yerinden, ona yönelmenin, onunla hüküm vermenin ve ona muhalefet ten sakınmanın vacip oluşundan söz ederken,

ikinci bölümde; asr-ı saadetten sonra ortaya çıkan sünnet karşıtı bir takım kimseleri n sünnete muhalefet olsun için ortaya attıkları kıyasların, metotların, usullerin yanlışlığından, kirli hedefleri nden bahsediyor.

Üçüncü bölümde ; ise hadisleri n çok büyük bir bölümünü oluşturan ahad hadisleri n akidede delil olmayacağını öne sürenlerin ve hadisleri, akaide taalluk eden hadisler ve ahkamla alakalı hadisler şekliyle ayrıma tabi tutanların mesnetsiz liğini açıklıyor.

Son bölümde ise ; “sünnetin konumunu zayıflatmak ve sünnetle amel etmenin ihmal edilmesi “ demek olan, islam dünyasında her asırda vuku bulan ve bütün bir hayatı, fikri kökleri tümüyle kapsayan bir taklit hastalığı”na değiniyor.


Kitap hadisle alakalı bazı tanımlamalarla başlıyor; diğer bölümlerimizde bunları detaylarıyla vereceğimiz için sadece konunun ilgilendi rdiği bazı tanımları kısaca serdedeli m :

Haber, lügatte hadisle eş anlamlı olmakla beraber, ıstılahta Peygamber'den nakledile n sözlerle beraber başkalarından sadır olan sözleri de içerir. Bu şekliyle, her hadis haber iken, her haber hadis değildir

Senet veya isnat, metne ulaştıran yoldur, yani en son ravi olan hadis musannifi nden başlayarak, Peygamber’de son bulan ravi zinciridi r. Metin ise mananın belirleni p doğrulandığı hadis lafızlarıdır.

Mutevatir, güvenilir olmaları ya da çoklukları sebebiyle yalan üzere birleşmeleri aklen ve adeten mümkün olmayan bir topluluğun verdikler i haberdir. Ahad ise tevatur şartlarını taşımayan her haberdir.


Hemen bu tanımlamaların ardından vurucu bir tespitle bazı İslam'dan şübhe duyan insanların ortaya attığı delilsiz beyanatla rının bel kemiğini kırıyor: “Sünnet zikirdend ir ve kıyamet gününe kadar ortadan kalkıp kaybolmak tan ve içerisine yalan karışmaktan korunmuştur. İçerisine hadis olmayan başka haberleri n karışması ihtimalin den de korunmuştur.”


Sünnetin korunduğunun delilleri nden birisi, “Zikri biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz, biz!” (Hicr Suresi, 9) ayetidir. Bu ayet Allah’ın zikri koruyacağına dair kesin bir vaadidir. Peki Zikir nedir? Hiç şüphe yok ki zikir öncelikle Kuran’ı içerisine alır. Fakat iyice düşünüldüğünde ve araştırıldığında Nebi’nin sünneti de bunun içerisindedir.

“Sana zikri indirdik ki, kendileri ne indirilen i insanlara açıklayasın...” Nahl 44 ayeti mucibince Resul’ün dindeki sözleri Allah tarafından bildirilm iş vahiydir. Allah tarafından bildirile n her vahyin “indirilmiş zikir” olduğunda ihtilaf yoktur. Böyle olunca Rasululla h’ın din hususunda söylediği şeylerden bir kısmının kaybolmasına, insanların açık-seçik biçimde birbirind en ayıramayacağı tarzda ona batıl ve uydurmala rın karışmasına imkan yoktur. Eğer birisi, “Allah zikirle sadece Kuran’ı kastedmiştir, dolayısıyla korumayı vaat ettiği sadece Kuran’dır, harici vahiyler değil”, derse o zaman deriz ki; Zikir, hem Nebi’ye indirilmiş Kitab’a hem de onu açıklayan Sünnet’e verilmiş isimdir.

Sana zikri indirdik ki, kendileri ne indirilen i insanlara açıklayasın...”( Nahl Suresi, 44.) ayetince Rasululla h’ın insanlara Kuran’ı açıklamakla emrolunduğu açıktır. Kuran’da Allah’ın, lafzıyla tam olarak neyi, nasılı kastettiğini anlayamadığımız birçok mücmel ayet vardır ve bu ayetleri ancak Resül’ün açıklamasıyla anlayabil iriz. Eğer, Rasululla h’ın bu mücmel ayetleri açıklamaları, Kuran’a dair izahları korunmuş değilse, kendisind e olmayan uydurmala r karışmışsa ve bunların olmayacağına dair Rahmani bir kefalet ortada yoksa, Kuran naslarından istifade etmek de boş bir uğraş, batıl bir uğraş olmaktan kendini kurtarama zdı. Ayrıca üstümüze farz olan hükümler de batıl olurdu. Bilinen bir gerçektir ki, İslam şeriatının iki ana mercii, temel kaynağı vardır: Kuran ve Sünnet.Bir anlaşmazlığa düştüğünüz zaman onu Allah ve resulüne götürün...” Nisa 59 ayetiyle, “Dikkat ediniz, bana Kuran ve O’nun bir benzeri verildi.” (Ebu Davud) hadisi bu manada çok şey ifade etmektedi r.
Kuran bize mutevatir olarak geldiği için korunmuştur. Sünnete gelince, o Kuran’ın açıklayıcısı, şerhedicisi, ondan gelen hükümleri özelleştiren, mutlak hükümleri takyit edendir. Sünnetten yoksun salt Kuran’ı anlamak, onunla hükmetmek, amel etmek mümkün değildir. Bu yüzden Rabb’imizin Sünneti koruması bir gereklili ktir. Bunun üzerine sahih bir usul kaidesi konulmuştur: “Kendisiyl e vacibin tamamlandığı şey de vaciptir.”

Nebevi sünnetin gayba taalluk eden itikadi hususlard a olsun, ameli, siyasi yahut eğitimle alakalı konularda olsun, hayatın her yanına dair bütün durumlard a İslam şeriatının ikinci kaynağı olduğu noktasında ilk müslümanlar arasında tam bir ittifak vardır. Bu sebebe binaen rey, içtihat veya kıyas sebebiyle Sünnete muhalefet caiz olmaz. İmam Şafii, meşhur eseri Er-Risale’de şöyle der: “Haberin bulunduğu yerde kıyas yapmak helal değildir.”


“Allah ve Resûlü bir işe hüküm verdiği zaman, inanmış bir erkek ve kadına o işi kendi istekleri ne göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” Ahzab 36

“Ey iman edenler! Allah'ın ve Resûlünün önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” Hucurat 1

“De ki: Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez”. Al-i imran 32

“ Sana gelen iyilik Allah'tandır. Başına gelen kötülük ise nefsinden dir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter. Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik! "Başüstüne" derler, ama yanından ayrılınca onlardan bir kısmı, senin dediğinden başkasını gizlice kurar. Allah da onların gizlice kurduklarını yazar. Sen onlara aldırma ve Allah'a dayan; sana vekil olarak Allah yeter.” Nisa 79-80-81

“ Allah'a itaat edin, Resûle de itaat edin ve (kötülüklerden) sakının. Eğer (itaatten) yüz çevirirseniz bilin ki Resûlümüzün vazifesi apaçık duyurmak ve bildirmek tir.” Maide 92


Ve daha başka nice ayette bu hususlar vurgulanm aktadır; Resulün hükmetmesi Allah’ın hükmetmesi gibidir, Resule itaatsizl ik Allah’a itaatsizl iktir. Allah’ın hüküm koymasıyla Resulün hüküm koyması farksızdır. Nasıl Allah’ın önüne geçmek haramsa, Peygamber in önüne geçmek de haramdır. Resule itaat Allah’a itaat gibidir.

Resululla h’ın dine taalluk eden, akıl ve tecrübeyle bilinemey en gaybi bütün haberleri, Allah’tan ona gelen vahiy kapsamında mütalaa edilmiştir. Vahiy ise ne arkasından ve ne de önünden kendisine batılın yetişemeyeceğidir. Nebi’nin sünneti bize getirdiği Kitab’ın açıklamasıdır. Delalet ve sapıklıktan kurtulmanın tek yolu Kuran ve Sünnete sarılmaktır.

Kitaptan ve dahi Sünnetten yukarda getirilen deliller, Nebinin getirdiği her hususta sünnete mutlak surette tabi olmanın vacip olduğuna kesin bir şekilde delalet etmektedi r. Ayrıca, sünnetle hükmetmeye ve ona tabi olmaya rıza göstermeyerek ona karşı çıkan kimsenin de mümin olamayacağına bu nasslar delalet etmektedi r. Bu nasslar, din ile ilgili her emre şamildir. Akide ilmine yönelik olsun, amele taalluk eden hükümlerde olsun yahut diğer hususlard a olsun aralarında fark yoktur. Nasıl ki sahabenin bir meselede Rasululla h’ın hadisini reddetmes i caiz olmuyor ve sahabenin kendileri gibi bir kişi olan sahabenin Nebi’den rivayet ettiği haber-i ahad’lar akidede bile bizatihi hüccet kabul ediliyor idiyse, aynı şekilde sahabeden sonra gelenleri n de ravisi güvenilir olduğu müddetçe başlı başına hüccet olan ahad haberleri reddetmel eri caiz değildir. Bütün bu gerçeklere rağmen, bazı kelam bilginler inin ortaya koyduğu usuller, bir takım usul alimlerin in mesnetsiz olarak koyduğu kaideler ve mukallit fakihleri n delilsiz olarak verdikler i fetvalar yüzünden sünneti terkeden, ihmal eden bir nesil geldi.

Zikredile n bu ihmalin neticesi olarak onlar sünnetin büyük bir kısmından şüphe etmeye başladılar. Sünnetin geri kalan kısmını da bu usul ve kaidelere ters düştüğünden dolayı reddettil er. Bundan ötürü ayetler onların katında yanlış anlaşıldı. Sünnetin yerine bir takım kaide ve kurallar oturtarak onlarla hükmettiler. Böylece işi tersine çevirdiler, sünnete bu kaide ve kuralların perspekti finden baktılar. Şayet sünnet kaide ve kurallarına muvafıksa kabul ettiler, değilse reddettil er. Bu sebepten ötürü, müslümanlarla Nebi arasındaki sağlam bağ koptu. Acaba insanları sünnete uymaktan alıkoyan, halef bilginler inin ortaya attıkları bir takım kaide ve kurallara göre hareket etmelerin e sebepler nelerdir? Bunun belli başlı nedenleri şöyle sıralanabilir:


1. Bazı kelam bilginler inin “ahad hadis inançta delil olmaz” şeklindeki sözlerinin ve günümüzde bazı İslam davetçilerinin “akide konusunda ahad hadisi delil almak caiz değil, bilakis haramdır” şeklindeki düşüncelerinin yaygınlık kazanması.

2. Kendileri ne tabi olunan bazı mezhepler in usul olarak kabul ettikleri bir takım kaideler.

3. Taklidin din yerine konularak yol yordam ittihaz edilmesi ve ilim öğrenmek için yeterli çabanın sarf edilmemes i.

Yukarda zikri geçen kıyas ve başka kaide ve kurallard an ötürü sahih hadisin reddedilm esi olgusu şüphesiz ki daha önce kaydedile n ayet ve hadislere ters düşmektedir. Asıl olan sahih hadisi, bu kaide ve kurallara takdim etmektir. İmam İbn-i Kayyım bir eserinde şöyle der: “Selef-i salihin Rasululla h’ın hadisine ters düşen görüş, kıyas, istihsan ve söyleyen kim olursa olsun, insanlard an herhangi birisinin sözünü şiddetle reddeder ve bu durum karşısında feci bir şekilde öfkelenirler. Peygamber e kelimenin tam anlamıyla boyun eğmekten, onun emirlerin e teslim olmaktan ve onun sözlerine karşı işittik, itaat ettik demekten başka çıkar yol olmadığını savunurla rdı. Amel, kıyas veya herhangi birinin sözünü hadise uygun düşmediği müddetçe kalplerin den bile geçirmezlerdi.”

Hadise rağmen, sünnetten açık delillere rağmen kıyas yapmak, başka kaide ve kurallara göre hareket etmek dinde noksanlık anlamına gelir. Bir kişi kıyasa başvurmada ne kadar ileri gidiyorsa, bununla doğru orantılı olarak söz konusu kişi bir o kadar da sünnete muhalefet inde ileri gidiyor demektir.

Hasan el Basri (radiallahu anhu) diyor ki:

“Daha öncekiler arasında sünnet ehli azınlıkta idi, gelecekte de azınlıkta kalacaktır. Zira onlar nimet bolluğu zenginlik içinde şımarmış olanların arasına katılmadılar. Din adına ibadet uyduran bid’atçıların, bid’atlarına iştirak etmediler. Rableriyle karşılaşıncaya kadar İslam sünnetleri üzerinde hayatlarına devam etmeye sabrettiler.

Ey müslümanlar sizlerde öyle olunuz.”
Son mekaleler